

BAŞKENTTE RAMAZAN VE SOKAĞIN SESİ
Ramazan ayının doyumsuz bereketi içinde Başkentteyiz. Ankara… İsminin ağırlığını taşıyan bir şehir. Caddelerinde tarih, sokaklarında hatıra, meydanlarında ise milletin ruhu var. İnsanları hoşgörülü, halden anlayan, yardımlaşmayı seven bir şehir burası
BAŞKENTTE RAMAZAN VE SOKAĞIN SESİ
Ramazan ayının doyumsuz bereketi içinde Başkentteyiz. Ankara… İsminin ağırlığını taşıyan bir şehir. Caddelerinde tarih, sokaklarında hatıra, meydanlarında ise milletin ruhu var. İnsanları hoşgörülü, halden anlayan, yardımlaşmayı seven bir şehir burası.
Ramazan heyecanı burada yalnızca bir ibadet telaşı değil; Anadolu’nun kalbinin atışıdır. Belediye büfelerinde sıcak pideler, askıda ekmekler, alışveriş telaşı… Bereket dediğimiz şey sadece sofrada değil; paylaşmada, selamda, tebessümde gizlidir.
Ankara’ya gelir gelmez eski Gimsan’ın önüne uğradım. Burası sadece bir alışveriş noktası değil; bir kültür köşesiydi. Sokak sanatçılarının sesi yankılanırdı orada. Arabeskten halk müziğine, gönül telimize dokunan nağmeler yükselirdi. Tekin Çalışkan’ın o içli sesi, Roman kardeşlerimizin coşkulu ezgileri… İnsanlar toplanır, dinler, oynar, neşelenirdi.
Ama bu defa o sesler yoktu.
Sebep mi? “Halk rahatsız oluyor” denilmiş.
Oysa halk rahatsız olmuyordu. Halk nefes alıyordu. Sanat, şehrin ruhunu diri tutan sestir. Sokak müziği bir gürültü değil; bir kültürdür. Hele Ramazan gibi paylaşmanın, bir arada olmanın ayındaysak; müziğin, sanatın, sokağın canlılığı yasakla değil düzenle yaşatılmalıdır.
Başkent dediğimiz şehir sadece yüksek binalarla değil, yüksek kültürle büyür. Kültür; müzede sergilenen bir eşya değil, sokakta yaşayan bir değerdir.
Akşam oldu. Yüksek minarelerde kandiller yandı. Ezan sesleri arşa yükseldi. İftar soframda duamı ederken, karşımda yükselen Anıtkabir’e baktım. Bu topraklarda özgürce ibadet edebiliyorsak, özgürce konuşabiliyorsak, bunun bir bedeli var. Ve o bedelin adı fedakârlıktır.
Özgürlük sadece konuşma özgürlüğü değildir. Kültürün, sanatın, sesin de özgürce var olabilmesidir.
Ramazan bize sabrı öğretir. Ama aynı zamanda merhameti de öğretir. Şehir yönetmek, insanın kalbine dokunabilmektir. Sokaktaki sanatçıyı susturmak yerine, ona yer göstermek; kültürü yasaklamak yerine düzenlemek daha büyük bir erdemdir.
Çünkü şehir; sesiyle, nefesiyle, ezgisiyle şehirdir.
Dörtlükle bitirelim:
Sokak sustu mu şehir eksilir,
Nağme kesilirse gönül küsülür.
Ramazan rahmettir, paylaşmak bilir,
Başkent kültürle büyür, unutulmaz olur.
Duyguların Şairi
Ömer TURAL
-
0 -
0 -
0 -
0 -
0
- 0 Yorum
-
Yorumu Gönder